Efsane Buzbağ ile Efsane Bağbozumu Gezisi

Geçtiğimiz aylarda da sosyal medyada kendinden söz ettiren Buzbağ şarapları yaptığı kısa süreli kampanya ile sanırım yine kalbimizi çalacak.

http://www.efsanebuzbag.com adresinde tek cümle ile Bağbozumu’nun anlamını yazan ve Buzbağ ekibi tarafından beğenilen 3 şanslı kişi Elazığ’daki Buzbağ Üzümleri’nin yetiştirildiği topraklarda gezi kazanacak. 2 hafta süren bu kampanyaya birden fazla cümle ile katılım olması da hoş bir düşünce gibi geldi.

Şarabı seven ve yetiştiği topraklarda böyle bir geziye katılmak isteyenlerin kaçırmaması gerekiyor.

Tatile gitmeye ne dersin?

Bu soruya hayır cevabını verecek pek kimse tanımıyorum.

Sen de evet diyenlerdensen eğer yapman gereken çok basit bir şey var; aşağıda malzemelerini ve hazırlanışını yazdığım Hare Kokteyli için yaratıcı bir isim bulman.

Malzemeler
5 cl Hare Beyaz Çikolatalı Mocha Kahve
Aromalı Likör
2 cl binboa Votka
5 cl Süt
1 cl Fındık Şurubu
8-10 adet Fındık

Hazırlanışı
Malzemelerimizi sırasıyla blender`a koyduktan sonra, bol buzla frozen kıvamına gelene kadar karıştırıyoruz. Karışımı ayaklı kokteyl bardağına döküyoruz. Kokteylimizin üzerini sprey krema ile kaplayıp, 4 adet fındık ve 1 tablet gofretle süslüyoruz. Afiyet olsun :)

İsmi bulduysan artık ne yapman gerektiğini de söyleyebilirim, http://www.yazkokteyli.com/ adresine girerek bulduğun ismi yazman yeterli.

Nurtepe Yolcusu Kalmasın

Evet evet kalmasın, Nurtepe`ye gitmesin kimse artık. Halk otobüsleri ve minibüslerinin 15 dakikalık yolu 1 saatte gitmeleri bitsin. Tıka basa dolu araçlarda ayakta durmayı geçtim oturmak bile işkenceye dönebiliyor bazen.

Akşam işten eve dönerken, durakta 45 dakika otobüs bekleyip, bir o kadara yakın zamanı da yolda geçirerek 1 – 1,5 saat yolculuk etmek olmasın artık.

Ben taşınıyorum bir aksilik olmazsa buradan ve giderken buralarda oturmayı ve ulaşımını otobüs veya minibüs ile yapmayı planlayanlara vazgeçin demek istiyorum yol yakınken.

Bütün gün çalışarak yorulduğunuzdan daha çok yorulacaksınız eve dönüş yolunda. Sabahları tıka basa dolu gelen araçlara binemeyip kaybedeceğiniz zamandan hiç bahsetmiyorum bile.

Önce Sağlık, Sonra Babalar Günü

Tam bir yıl önce babalar gününde bir kaç kelam etmişim burada babamla ilgili ve yaptığı o güzel salata ve köftelerden bahsetmişim :)

Fakat 2009 pek iyi geçmedi, Ramazan ayının ilk haftasında anevrizma teşhisi koyuldu, tanıdık eş dost araya girdi ve 3 yıl sonrası için belki gün verilen ameliyat gerçekleştirildi ve neyse ki operasyon iyi geçti.

Dinlenme ve babamın ilaçlarla tanışma dönemi böylece başlamış oldu. Bu güne kadar sağlıkla ilgili bahar mevsiminde polen alerjisi dışında hiçbir sorunu olmayan adam her gün 3-4 ilaç alır olmuştu. Neyse bu dönemde atlatıldı sayılır, bu ayın sonunda kontrolleri var ondan sonra sanırım ağır olan ilaçlar bırakılacak diye ümid ediyoruz.

Bu dönemde annemin gösterdiği özveri kesinlikle yadsınamaz, her an yanından ayrılmadan babamın resmen gölgesi gibi peşindeydi. Bu ilgi biraz babamı şımartmış, annemi ise yormuş olabilir :) ama olsun sağlıkları yerinde olsunda.

Anlayacağınız 2009 sağlık açısından bize pek yaramadı, umarım 2010 yılı daha iyi geçecek.

Babacığım bir an önce iyileşte, karşılıklı birer kadeh rakı içip balkonda keyif yapalım artık :)

Önce babamın, sonra tüm babaların babalar günü kutlu olsun :)

Son 67 Saniyenizin Tadını Çıkartın

Dünyaya yaklaşan Marduk gezegeni artık dakikalar sonra çarpıp herşeyi yerle bir edecek ve sizi bu son dakikalarda kameraya çekiyorlar! Ne yapardınız?

İşte bu tema ile yola çıkan Votka 1967, yaptığı 67 Saniye Kısa Film Yarışması ile bu konudaki düşüncelerini paylaşacak yaratıcı ve “Dünyanın Sonu Da Gelse Ben Böyleyim!” diyecek yeni katılımcılar arıyor.

Son dönemde başlamış olan çalışmalar içerisinde bana göre yaratıcı projelerden biri olan 67 saniye geçtiğimiz haftalarda başlamasına rağmen yüksek bir ilgi görmüş görünüyor. Hatta takip ettiğim kadarıyla proje basında da geniş bir yankı bulmuş.

Bende bundan hareketle siz okuyucularımı haberdar etmek ve eğer arzu ediyorsanız 4 Haziran tarihine kadar katılmanız için sizi dürtmek istedim.

Ayrıca birbirinden güzel hediyelerde kazananları bekliyor. 1. Yarışmacı Canon’dan bir Video Kamera, 2. Yarışmacı Apple Ipad ve 3. Yarışmacı ise LG Home sinema sistemi kazanacak.

Elinizi çabuk tutun ve bu fırsatı kaçırmamak için hemen http://www.67saniye.com adresini ziyaret edin.

Şimdiden kolay gelsin

Böyle sözlüye can kurban :)

Rakısever biri olarak geçtiğimiz hafta incelediğim ve çokta keyif aldığım bir projeyi anlatmak istiyorum.
Tekirdağ Rakı, yıllardır Tekirdağın simgesi olan ürünlerinin en fanatiklerini aramak için yola çıkmışlar ve güzel bir site ile bir yarışma halinde bizlere ulaştırmışlar. “Tekirdağ Fanatikleri” adındaki sitede Tekirdağ Rakısı ve rakı kültürü ile ilgili değişik bir sözlüye katılıyorsunuz.

Bu sözlüde size soruları yöneltenler ise değişik genç, orta yaş ve dede yaşlarında farklı dönemlerin rakıcıları! Tabi durum böyle olunca soru soran karaktere göre de soruların zorluğu değişiyor.

Ben şu ana kadar en çok 7 sorudan 6 tanesini cevapladım ama hala Tekirdağ Fanatiği olmaya gücüm yetmedi.
Hepsinin ötesindeyse, bu değişik rakı ve rakı kültürüyle ilgili sorular karşısında bir çok değişik bilgi alma şansı buldum.

Eğer fanatik olarak haftanın Tekirdağ Fanatiği seçilirseniz, birinci olan yarışmacı 3 arkadaşıyla kendilerine özel bir fasıl gecesi kazanıyormuş. 2. ve 3. yarışmacılara da özel ajanda ve rakı kadehleri hediye ediliyor.

Bu kampanyanın diğer bir özelliğini ise yakın bir zamanda arkadaşlarımdan gelen bir resimle daha da sevdim. Kampanya markası bu konuda bilgili olan kişileri internet üzerinden bulmanın yanında hazırladıkları dokunmatik ekranlı (Touchscreen) cihazlarla seçkin mekanlarda dolaşarak siz arkadaşlarınızla otururken gelip bu yarışmaya anında katılabilmenizi sağlıyorlar.

Bu konuda ilk kez böyle bir örnek gördüm ve açıkcası markanın fanatiklerini onlara giderek aramalarını takdir ettim.

Eğer 18 yaşından büyükseniz ve ben de Tekirdağ Fanatiği olabilirim diyorsanız hemen http://www.tekirdagfanatikleri.com adresini ziyaret etmenizi öneriyorum.

Otur sıfır :)

Eski Bir Klima

Başka Dilde AşkEski bir klimaydı sanırım o tıkırtının kaynağı.

Farklı bir etki yaratıyordu aslında.

“Sanırım bilerek koymuşlar” onu oraya diye düşündüm içimden.

Hani hep sinema ile ilgili televizyon programlarında kullanırlar o sesi, film makinesinde makara dönerken ses çıkar ya böyle… tıkır tıkır, tıkır tıkır diye.

İşte o küçük sinema salonunda, eski koltuklara oturmuş, kişi başı 7TL ödediğimiz “Başka Dilde Aşk” filmini izliyorduk.

O eski klima sürekli aynı sesi çıkartıyordu, tıkır tıkır, tıkır tıkır…

Dostluklar Gerçek Muhabbetle Pekişir

Bir insanı en iyi, ya uzun yolda ya da içki sofrasında tanırsın derler eskiler, bize de o sözün hakkını vermek düşer.
İçki
ile sofra kelimeleri bir araya gelirse akla ilk gelen Rakı Sofrasıdır, rakı sofrası da “gerçek sofra, gerçek muhabbet” demektir. Hem yer hem içer hem de muhabbet edersin.

Bu sebeple Rakı Sofrasında muhabbetler daha uzun ve koyudur, tadına doyulmaz muhabbetler uzadıkça, içilen rakı eşliğinde insanlar birbirleriyle kaynaşırlar, dertlerini paylaşırlar ve bu sayede pekişir dostluklar.

Starbucks`da Engel Yok

Starbucks engelliler için özel yollar, kaldırımlar veya asansörler yapmıyor tabi ama bir zile basmanızla beraber size kahve keyfinizi doya doya yaşamanız için yardım ediyor.

Öncelikle Simto`ya ardından da bu uygulamada emeği olan herkese teşekkür ediyorum…

Simto Alev`in bu güzel uygulamanın nasıl hayata geçtiğini anlattığı yazısını aynen buraya aktarıyorum.

Bundan birkaç ay evvel Özgür Alaz Starbucks‘ın LikeMind‘a sponsor olduğunu ve elde edilen gelirin tamamının yıl sonunda Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanacağını duyurmuştu. (Sadece Ekim’de 263 içecek satılmıştı) Starbucks‘un elini böyle bir taşın altına iyi niyetle koyduğunu görünce aklıma gelen ilk şey “engelliler için de bir şey yaparlar mı?” oldu…

Özgür’ün de yardımıyla hemen (aynı tarihlerde) Starbucks ile iletişim kurduk. Onlar da erişim probleminin farkında olduklarını, mimari yapının hali hazırda uyumsuz olmasından da sıkıntı çektiklerini belirttiler. Ve hemen ilk müjdeyi de verdiler. Bir şubelerine engelli müşterilerin erişimi için bir zil takmışlar. Hedeflerinde bu projeyi büyütmek de varmış.

Bu konuda kısa bir iki e-posta trafiği yaşadık. Ben naçizhane görüşlerimi ve deneyimleri, onlar ise yaptıklarını paylaştı. Ve ardından derin bir sessizlik çöktü. Ta ki birkaç gün öncesine kadar.

Starbucks bu konudaki çalışmalarını sürdürmüş. Şu an itibariyle 10 adet mazasına bu zillerden yerleştirmiş. İhtiyaç halinde bu zilleri kullanarak yardımcı olacak birilerini çağırmak mümkün. (bu uygulama yokken dahi ne kadar yardımsever olduklarını bizzat deneyimlemiştim.) İlk hedefleri Ocak ayı sonuna kadar İstanbul’da cadde üzerindeki tüm mağazalara bu zillerden takmak. Projenin bir sonraki aşamasında ise belirli mağazalara erişimi kolaylaştıracak rampaların yerleştirilmesi var..

(Şu an zil takılan mağazalar: Suadiye, Caddebostan, Bahariye, Plajyolu, Çiftehavuzlar, Beyoğlu, Tünel, Galatasaray, Elmadağ ve Bebek.)

Böylece ilk kez zincir mağazalardan biri engelli erişimi konusunda gereken hassasiyeti gösterip çalışmış oldu. Umarım bir gün başkaları da bu yolda küçük de olsa bir adım atacak. Ben de o zamana kadar tek başıma gidebildiğim bir Starbucks mağazasında keyifle mocha’mı içeceğim…

Simto`nun yazısının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.